Monday, December 13, 2010

Kendin Ol!

- Aloo..

- İyi günler! XXXX’ne hoş geldiniz… Nasıl yardımcı olabilirim?

- Alooo??

- İyi günler!! XXXX’ne hoş geldiniz… Nasıl yardımcı olabilirim??

- Alooo… makina bu yaa, telesekreter çıktı yine yaa.

- Ben Sevil beyefendi, makine değilim… Nasıl yardımcı olabilirim?

- Eee şey pardon bacım, sesinden şeyedemedim de…

Bir ara buna benzer bir anekdotun kaydı internette geziyordu. Herhalde çoğunuz yüzünüzde bir tebessümle dinlemişsinizdir. Peki sizce bu diyalogdaki sorun nerede? Arayan müşterinin saflığı mı yoksa cevap veren müşteri temsilcisinin yaklaşımındaki mekaniklik mi?

Doğru cevap!

İletişimde beden dili %60, ses tonu %30, sözcükler ise %10 önem taşır. Bunu çoğunuz duymuşsunuzdur değil mi? Telefonda iletişim kurarken en yüksek oranda mesaj taşıyan beden dilinizi kullanamayacağımıza göre ses tonunuz %90 önem arzetmektedir. %90!

Telefonda etkili iletişimin sırrı işte bu %90 oranında yatmaktadır!

Peki, nedir ses tonunu doğru kullanmanın püf noktaları? O kadar çok ki. Sözcükleri doğru seslerle çıkarmak, doğru tonlama yapmak, anlam hatalarına düşmemek için sözcük vurgularına dikkat etmek, anladığımızı sesimizle gösteren ifadeler kullanmak vs vs vs. Aslında bu, profesyonel anlamda üzerinde çalışılması gereken çok önemli bir alandır. Ben daha basit ama çok önemli bir başka başlangıç noktasından bahsedeceğim; içtenlik

Diksiyon, üzerinde çalışılarak geliştirilebilecek bir alan olmasına karşın içtenlik/samimiyet için özel bir çaba sarf edilmesine gerek yoktur. Her ne amaçla olursa olsun telefonda iletişim kurmaya çalıştığınız kişinin bilmek istediği ilk şey “gerçek” bir insan ile karşı karşıya olduğudur.

Ne yazık ki iletişim merkezlerinde gün boyu neredeyse birer “makine” gibi çalışan bizler, gün içerisinde “insanlığımızı” gözden kaçırabiliyoruz. İster gelen çağrıları karşılarken isterse bizim yaptığımız aramalarla “iletişim” kurmaya çalıştığımız mevcut/potansiyel müşterilerilerimizi belli bir yönde etkilemenin yolu doğallıktan geçiyor. Kendimizi düşünelim; doğal, içten, samimi olmayan birisiyle ister yüzyüze ister telefonla iletişim kurmaya çalıştığımızda kurduğunuz ilişki ne kadar güvene dayalı olabilir? Güvenmediğiniz bir insanın size vermeye çalıştığı mesajı ciddiye alır mısınız? Yaptığınız görüşmeden memnun olur musunuz?

İşte bu yüzden içtenlik, açık ve rahat iletişim kurmanın ilk adımıdır. Bunun için eğitim almaya, kişisel gelişim kitapları okumaya hiç gerek yok… Eğer sen doğru insansan –ki bu satırları okuduğuna göre öylesin!- yapman gereken tek şey şu:

“Kendin ol!”

Nasıl? Kolay değil mi? Her müşterimiz kendisini en azından içten davranılmayı hakedecek kadar özel hissetmek ister. Bunun için ilave bir çaba sarfetmeye gerçekten gerek yok…

Hepinize etkili ve mutlu görüşmeler dilerim… 

Posted by GURKAN PLATIN in 13:35:55 | Permalink | Comments Off

Wednesday, August 25, 2010

Neden Dış Kaynak? (Neden Outsource?)

Neden Dış Kaynak?

Firmaların kendi ana faaliyet alanlarına ve yeteneklerine odaklanabilmeleri için bazı süreçlerini, konusunun uzmanı firmalar yardımıyla yürütmelerine basitçe dış kaynak kullanımı (outsourcing) diyebiliriz.

Örneğin bir araba üreticisinin pazar araştırması yapmak için kendi kaynaklarını kullanması yerine bir pazar araştırması şirketiyle anlaşması çok daha mantıklıdır. Aynı firma insan kaynakları istihdam süreçlerini, teknoloji altyapısı ve ekibini, personel yiyecek ihtiyaçlarını ve hatta satış pazarlama ekibini dahi dış kaynak kullanarak temin edebilir. Bu firmanın kendi uzmanlık alanı araba ve parçalarını üretmektir ve odak noktası da her zaman bu olmalıdır.

Kendi iş alanımız olan Telesatış ve Teleservis hizmetlerini düşünerek dış kaynak kullanımının temel faydalarını ve iç kaynak kullanılması halinde ne tip maliyetler ile karşılaşılacağını değerlendirelim.

Dış Kaynak Kullanımının Temel Faydaları

• Kendi ana faaliyet alanlarınıza odaklanabilirsiniz

• İlk yatırım maaliyetlerinden, mekan ve personel giderlerinden tasarruf edersiniz

• Projelerinizi çok kısa sürede hayata geçirilebilirsiniz

• İstihdam, eğitim ve personel yönetim süreçleri ile ilgilenmek zorunda kalmazsınız

• Etkin ve kapsamlı raporlar ile detaylı analizler elde edebilirsiniz

• Mevcut tecrübe ve bilgi birikiminden yoğun olarak faydalanabilirsiniz

• Rekabet gücünüzü artırır, kurumsal imajınızı güçlendirirsiniz

• Teknik altyapı bakım ve onarım işleri ile ilgilenmek zorunda kalmazsınız

• En yüksek teknolojiye sahip donanım ve yazılım altyapısı ile hizmet alır, bunların en güncel hallerinden sürekli olarak faydalanırsınız

İç Kaynak Kullanılması Halinde Karşılaşılacak Maliyetler

• Personel Maliyetleri

• Birim Yöneticisi

• Takım Lideri

• Operatörler

• Teknik Ekip

• Raporlama Uzmanı

•Eğitim

• Utility Maliyetleri

• İstihdam Maliyetleri ve Diğer

•Donanım Maliyetleri

• Masa

• Sandalye

• Dolap

• Kırtasiye

• Diğer

• Teknik Maliyetler

• Terminal

• Network ve Kablolama

• Müşteri İlişkileri Y. Yazılımı

• Çağrı Merkezi (CTI) Yazılımı

• ACD/VRS/IVR

• PreAmplified Headset

• İşletim Sistemi Lisansları

• Bakım Onarım

• Telekom Hat

• Lokasyon

• Kira

• Diğer

Ateş Evren Aydınel

Ağustos, 2010

Posted by evrenaydinel in 15:32:01 | Permalink | Comments Off

Stevie Awards’dan TEB KOBİ Kulüp’e Yılın En İyi Yeni Ürün/Hizmet dalında mansiyon ödülü

Dünyanın en saygın ödül organizasyonlarından biri olarak kabul edilen International Business Awards’ta (IBA) Türk Ekonomi Bankası (TEB), KOBİ Bankacılığı alanında iki ödüle layık görüldü.

40 ülkeden farklı sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin değerlendirildiği, 1700’ün üzerinde başvurunun yapıldığı International Business Awards’ta; TEB, TEB KOBİ Danışmanlığı ile “Hizmet” kategorisinde Yılın En İyi Yeni Hizmeti ödülünü, TEB KOBİ Kulüp ile “Diğer Etkinlikler” kategorisinde Yılın En İyi Yeni Ürün/Hizmet dalında mansiyon ödülünü aldı.

International Business Awards 2010 ödülleri, 27 Eylül’de İstanbul’da düzenlenecek bir törenle sahiplerine verilecek.

Bilgi : Telegami, yaklaşık 16.000 TEB KOBİ Kulüp üyesinin çağrılarını karşılayarak  bilgi ve hizmet taleplerini yönetmektedir. Ayrıca gelen talepleri  ilgili iş ortaklarına yönlendirip sonuçlandırılana kadar takip ederek Türk Ekonomi Bankası’na destek olmaktadır.

Posted by evrenaydinel in 10:15:04 | Permalink | Comments Off

Tuesday, July 6, 2010

Müşteri İstek ve Şikayetlerinizi Bu Ekip Yönetiyor…

Bir tarafta finans sektörü başta olmak üzere kurumsal birçok firmaya stratejik iş ortağı olarak telesatış ve teleservis hizmetleri veren Telegami. Diğer tarafta bildirim ve şikayet yönetimi üzerine Türkiye’nin en iyi ve ödüllü yazılımlarını üreten ileri teknoloji firması Formalis. Aynı bakış açısına ve hedeflere sahip bu iki firmanın ürünlerini, hizmetlerini ve kültürlerini birleştirmelerinden daha doğal bir şey olmazdı.

Telegami ve Formalis Ekibi

Telegami ve Formalis Ekibi

Yapılan iş ortaklığı sayesinde Telegami; telefonla satış ve hizmet konusundaki insan kaynağını ve çağrı merkezi teknik altyapısını, Formalis’in bildirim ve şikayet yönetimi çözümü MI4Biz’in sağladığı olanaklarla bir adım öteye taşımıştır. MI4Biz; istek ve şikayetlerin izlenmesi, yönetilmesi, çözümlenmesi, ölçülmesi ve raporlanmasına yönelik ISO 10002:2004 (Quality Management – Customer Satisfaction) standardı ile uyumlu WEB tabanlı bir yazılım çözümüdür.

MI4Biz’in Telegami sistemleri ile entegrasyon süreci tamamlandıktan hemen sonra iki önemli kurum bu olanaktan faydalanmak istemiştir.

15.000‘in üzerindeki üyesi ve 40’ın üzerindeki iş ortağı ile TEB KOBİ Kulüp, inbound ve outbound aramalarını Telegami ve MI4Biz sistemleri üzerinden yürütmeye başlamıştır. TEB KOBİ Kulüp üyeleri almak istedikleri hizmetlerle ilgili olarak müşteri temsilcilerini aramakta veya mail göndermektedir. Müşteri temsilcisi de ilgili bildirimleri kayıt altına alıp, ilgili iş ortağına yönlendirip hizmet sonuçlanana kadar takip etmektedirler.

TEB KOBİ ve Formalis Ekibi

TEB KOBİ ve Formalis Ekibi

350.000‘in üzerindek danışmanı ile Oriflame, tüm müşteri hizmetleri iletişim kanallarını Telegami ve MI4Biz’e emanet etmiştir. Gelen tüm telefonlar, mailler ve fakslar müşteri temsilcileri kontrolünde MI4Biz üzerinde yönetilmektedir. Ayrıca Oriflame yönetimi de ilgili tüm bildirimleri takip edebilmekte ve raporlar çıkartıp tıkanma noktalarını tespit edebilmektedir. Yapılan analizler sonucu sorun tespit edilen birimlere destek olunmakta ve verilen tüm hizmetlere hız ve kalite katılmaktadır.

Oriflame ve Formalis Ekibi

Oriflame ve Formalis Ekibi

2 ay gibi kısa bir süre içerisinde tamamlanan bu büyüklükteki projeleri düşününce bunun sadece bir başlangıç olduğunu söylemek zor değil. Telegami ve Formalis daha birçok projede yan yana yürüyerek kurumsal porföylerini genişletecekler ve benzeri olmayan ürün ve hizmetlerle başarı hikayelerinin altına imza atacaklar…

Ateş Evren Aydınel

İstanbul, 2010

Posted by evrenaydinel in 10:07:01 | Permalink | Comments Off

Monday, May 17, 2010

Büyümeyi Yönetmek…

Sizce büyümeyi yönetmek ne demektir? Aslında burada sizin de bana bir soru sormanız gerekiyor. Büyümek ne demektir? Personel sayısında büyümek midir? Ciroda büyümek midir? Müşteri sayısında büyümek? Teknik altyapıda büyümek? Mekanda büyümek? Bunların birkaçında veya hepsinde büyümek?

Evet bunların her biri ayrı ayrı büyümek anlamına gelebilir. Ve evet bunların her birindeki büyümeyi çok dikkatli bir şekilde yönetmeniz gerekir. Eğer bu başlıklarda büyüme yolundaysanız ve büyümenin getirdiği avantajların yanında riskleri de görebilen kişilerseniz sürekli diken üzerinde olmanızda büyük fayda vardır. “Büyüyoruz ya daha ne yapalım, gerisi kendiliğinden gelir” diyenlerdenseniz size çok basit bir gerçeği yine basit bir şekilde ifade etmem gerekiyor;

Büyüme kendi kendini yönetemez!

Avantajlardan bahsetmeme sanırım gerek yoktur. Büyümek temelinde daha çok iş ve daha çok gelir anlamına gelir ve bu da iyi bir şeydir. Hızlı büyüyen şirketlerde çalışmış ve bunun zor taraflarını birebir yaşayan biri olarak şimdi karşılaşabileceğiniz risklerden de bahsetmeliyim ki bunun bu kadar da basit olmadığını görebilelim.

Tüm faktörleri göz önüne alarak şirketinizi bir bütün olarak düşünmeye çalışın.

  • Varsa mavi ve beyaz yakalı tüm personeller.
  • Yönetim kademesi (yönetimi ayrı bir faktör olarak ele almak daha doğru olacaktır).
  • Donanım ve yazılımlarıyla tüm teknik altyapı.
  • Sahip olduğunuz tüm büro malzemeleri, mobilyalar, araçlar vb.
  • Çalıştığınız mekan veya mekanlar.
  • Finansal yapınız, gelir-gider dengeleriniz.
  • Ürün ve/veya hizmetlerinizden faydalanan müşterileriniz.
  • Şirket içi kurallarınız, prosedürleriniz, yönetmelikleriniz, görev tanımlarınız, iş akışlarınız vb.

Eksik ya da fazla maddeler olabilir. Çok da önemli değil. Gerçekten önemli olan; büyüme yoluna girdiğiniz anda yukarıda listelediğim ya da listelemediğim, şirketinizle direkt ya da dolaylı bağı bulunan her şeyi ama her şeyi baştan aşağı gözden geçirmeniz gerektiğidir. Peki bunu yapıyor muyuz? Sizin adınıza cevap verebilir miyim? Maalesef yapmıyoruz.

Basit ama etkili bir örnek üzerinden gidelim ve yukarıdaki tüm faktörlerin etkilerini inceleyelim.

Müşteri sayınız arttığında; bu müşterilerle ilgilenmesi gereken personel sayınızın da orantılı olarak artması gerekir. Orantılıdan kasıt elbette birebir orantı değildir. Yani çoğu zaman iki katı müşteri iki katı personel anlamına gelmez ama artmalıdır. Artmazsa hem ürün ve hizmetlerinizde eksiklikler yaşarsınız hem de fazla iş yükü sebebiyle personelinizle sorunlar yaşamaya başlarsınız. Sonuç; mutsuz müşteri, mutsuz personel. Ayrıca istihdam sürecini ve istihdam kaynaklarını da mutlaka iyi yönetmelisiniz aksi durumda müşteri ihtiyaçlarını karşılamaya söz verdiğiniz tarihlerde elinizde yeterli personeliniz olmayabilir.

Artan personel sayısına göre yönetim kademesinde de artışa gidilmelidir. Şirket stratejisi bunu gerektiriyorsa yönetici istihdamı şirket bünyesinden gerçekleştirilmelidir. Bu yöneticilerin ara kademe veya üst kademe olmaları çok önemli değil. Sadece oluşan iş yükünü kaldırabilecek şekilde gerekli görevlendirmeler yapılmalıdır. Burada dikkat edilmesi gereken, yönetici seçiminin alt kademe personel seçiminden stratejik olarak daha önemli olmasıdır. Bu yüzden olası yönetici istihdamlarının önceden planlanmış olması hata yapmanızı önleyecektir. Var olan yöneticilerin olası görev değişiklikleri de mutlaka önceden değerlendirilmiş olmalı ve yetki-sorumluluk-olanak dengesi iyi korunmalıdır.

Yeni personelin sahip olması gereken donanımlar ve yazılımlar, kullanmaları gerekiyorsa makineler ve benzeri araç gereçler, yeni ve görevi değişen yöneticilerin olası teknik ihtiyaçları, kablolama ihtiyaçlarından telefon hattı ihtiyaçlarına kadar tüm diğer detaylar, çok hızlı bir şekilde değerlendirilmeli ve kurulumları gerçekleştirilmelidir. Personel ve teknik altyapı kurulumu senkronize ilerlemez ise boş oturan personelin sorumluluğu omuzlarınıza binmiştir bile. Teknik altyapınız, büyüme ihtimallerine veya stratejinize göre önceden daha yüksek kapasiteli olarak hazırlanabilir. Aksi durumda birkaç on bin dolarlık serverlarınızın veya yetenekleri yeni kapasitenizi kaldıramayacak olan yazılımlarınızın çöpe gidişini buğulu gözlerle izlemeniz gerekebilir.

Masa, sandalye, kırtasiye malzemesi ve benzeri ufak demirbaşların da personel sayısı ile birlikte hızla ve planlı bir şekilde artırılmaları gerekir. Elbette ilgili personel yerine yerleşmeden önce. Mobilya tedarikçilerinin veya kullanıyorsanız marangozların bazen oldukça yüksek termin süreleri verdiğini sakın unutmayın.

Yeni müşteriler buldunuz, yeni personel bulmak konusunda da problem yaşamadınız. Peki mevcut lokasyonunuz yeni personeli kaldırabilecek durumda mı? Diyelim ki öyle. Örneğin 50 kişisiniz ancak 100 kişilik yeriniz var. Hayır eminim ki yoktur. 100 kişilik yer 50 kişi tarafından dolu dolu kullanılmaktadır. Bu durumda yapmanız gereken gereksiz şekilde kullanılan yerlerin hemen boşaltılması ve bir yerleşim planı yapılmasıdır. Bunun ne kadar zor çözülen ve ne kadar çok zaman alan bir iş olduğunu gördüğünüzde şaşırabilirsiniz. Mevcut personel  ile karşı karşıya geleceğinizi de garanti edebilirim. Diğer ihtimalimiz de yeterli yere sahip olmamanızdır. Bu durumda iki seçeneğimiz var; tamamen yeni bir lokasyona geçmek veya yeni bir lokasyon daha bulmak. Her biri için küçük birer kitap yazabilirim muhtemelen ama bir iki cümle ile geçiştireceğim. Yeni bir yer çok iyi bir planlama ile kurulabilir. Buradaki en sıkıntılı işiniz, varolan lokasyonu yeni olana taşımak olacaktır. Yüzlerce detay sizi bekliyor. Ek lokasyon kurmanız durumunda ise taşınma işiniz daha kolay olacaktır ancak bu lokasyon ile iletişimin sağlanması ve buranın ayrı bir şekilde yönetilmesi gibi önemli dertleriniz olacaktır.

Finansal yapınız büyüme ile birlikte en çok etkilenen faktörlerden biri olacaktır. Büyümenin gizli ama en büyük riski, büyümek için yapılan yatırımın geri dönüşünün beklenenden her zaman daha geç olacağıdır. Yukarıda yazdığım faktörleri hızlıca gözden geçirmeniz aslında ne kadar büyük finansal yüklerin altına girdiğinizi anlamanıza yardımcı olabilir. Müşterilerinizden elde edeceğiniz gelir de hemen hemen her zaman siz yatırım yaptıktan belli bir süre sonra kasanıza girmeye başlayacaktır. Yani her halükarda büyümenin sizin için ciddi maliyetleri olacaktır. Bu yüzden gelir ve gider dengenizin çok iyi analiz edilmesi ve büyüme yanlış bir adım ise atılmaması gerekir.

Yeni müşterileriniz için onlarca, yüzlerce detayla ve işle uğraştınız ve bir şekilde onları mutlu ettiniz. Ne gözden kaçırılmış olabilir? Mevcut müşterileriniz elbette. En büyük ticari yanılsamalardan biri mevcut müşterilerin her zaman elde kalacağını düşünmektir. Büyümenin detaylarıyla uğraşırken ürün ve hizmet kaliteniz ile mevcut müşterilerinizle olan iletişiminizde en ufak bir aksamaya izin vermemeniz gerekir. Bir anda küçülmeye gitmek zorunda kalabilirsiniz.

Şirket içi kurallar, iş akışları, görev tanımları ve bürokratik tüm detayların yeni iş boyutlarınıza göre yeniden düzenlenmesi gerekecektir. Bir apartmanın, bir şirketin veya bir ülkenin yönetilmesi çok farklı şeyler olmakla birlikte hemen hepsinde boyut büyüdükçe daha detaylı, sınırları daha belirli, çoğunlukla daha sıkı kurallar belirlenmesi gerekir. Bu kuralların doğru işleyebilmesi için yazılı dokümanların hazırlanması ve herkese bildirilmesi ile bu bilgilere sürekli ulaşılabilir olması gibi detayların iyi değerlendirilmesi gerekir. Yeni şartlara uyum bir süreç gerektirecektir ve mutlaka direnç gösterenler de olacaktır.

Eğer yazının sonuna ulaşma sabrını gösterebildiyseniz büyümenin avantajlarının yanında ne kadar çok risk ve iş yükünü de beraberinde getirdiğiyle ilgili uyarıma hak vermiş olmalısınız. Yukarıdaki tüm faktörleri ayrı ayrı yöneten kişiler olabilir ancak sizlere tavsiyem tüm büyüme sürecini yönetmesi için de uygun bir kişinin görevlendirilmesidir.

Beni yanlış anlamanızı istemem, bu yazı bir “büyümeyin” mesajı kesinlikle değil, olamaz da. Sadece “büyümeyi yönetin” mesajı. Çünkü -tekrar ediyorum-;

Büyüme kendi kendini yönetemez!….

Ateş Evren Aydınel

Mayıs 2010, İstanbul

Posted by GURKAN PLATIN in 05:51:28 | Permalink | Comments Off

Monday, March 8, 2010

kahve’nizi nasıl alırdınız??

kahvenizi nasıl alırdınızTelegami’nin kurulus gunlerinde birgun telefonda kahve de satacagimizi soyledigimde arkadaslarim biyik altindan hafifce gulerlerdi…

Olmaz olmaz demeyin! Bir isi yapabileceginize olan inanciniz o hedefi gerceklestirmenizin en onemli gerekcesidir.

 

Telegami bugun uluslararasi taninan bir kahve markasini satar hale geldi. Nasil mi?? Oncelikle gerceklestirebilecegine inanarak!

 

Telefonda kahve satmak, isimize olan saygimizi bir kat daha percinledi.

 

Elbette ki is,  standart soguk liste aramalariyla kahve tanitimini yapip siparis almak degil. Telegami’nin bir ‘satis organizasyonu’ olmasinin en onemli ciktisi da bu olsa gerek:

 

Bu proje icin isbirligi icinde oldugumuz iş ortaklarimiz ve onlarin degerli katkilarini gozardi etmememiz lazim. Nihayetinde bu projede kahvenin hedef kitlesine ulasmak icin gerekli kapilari is ortaklarimizin fikirleri ve isbirlikleriyle actik.

Isin icine saha ekiplerinin ciktilarini, web pazarlama cozumlerini, bir tutam da urun farklilastirma ve beraberinde mobil odeme cozumlerini ekleyince basindan sonuna kadar butunsel bir satis projesi haline geldi.

 

Gunumuz satis dunyasi dunden cok farkli. Artik ne tek basina herhangi bir kanal uzerinde yogunlasarak satis yapabilirsiniz ne de konvansiyonel cozumleri birbiriyle yaristirarak musterilerinizi bulmaya calisabilirsiniz.

 

Gunumuz tuketici davranislarini okuyarak en dogru ve etkin prospecting surecleriyle sicak satis surecleri isbirligi işin yeni sırrı…   

 

Simdi kara kara acaba nasıl daha çok müşteriye daha etkin daha düşük maliyetle ürün satarız diye kafa yormaya devam ediyoruz…

 

Sizin yerinize….sizinle birlikte…

 

bol satışlar,

 

platin,g.

 

Posted by GURKAN PLATIN in 19:56:37 | Permalink | Comments Off

Friday, July 10, 2009

Beni Engelleme…

Behçede…

Farketmedim önce… öyle,hiç kıpırdamadan bir küçük sarı kelebek…

Masada duruyor…

İçim açıldı bakarken… zarif…suskun…mağrur ve dahası…çok güzelll…

Farketmedim önce… görünmeyen kanadı ucundan eksik…inadına kanat çırparak kısacık hayatının tadını çıkartıyor…

Hala çok güzel…mağrur…suskun ve zarif….


Ne kadar güzel gözleri vardı Zeynep’in. İzmir Karşıyaka’nın arkalarında, kıyısında mezarlık bir kondu mahallesine konulmuş 2 katlı bir evin üst kat penceresinden tüm sıcaklığı ile sokağı izlerken tanıştım Zeynep’le…

Daha çocuk yaşta yüzüne çökmüş olgunluk bile gözlerindeki yaşam sevincini saklayamıyordu. En büyük hevesi bir gün tek başına sinemaya gidebilmekti. Evden çıkıp elini kolunu sallaya sallaya durağa gidip otobüse binip otobüsten inip bi’ beş dakika yürüyüp sinemaya gitmek…

Birşeyler anlatırken bitmek bilmez bir sabırla ve özenle hergün birtürlü gereğine inanmadığı çeyizliği için işlediği gibi iğne oyası ile işlerdi cümlelerini. Ondan herhangi bir olay dinlemek bile en olağanüstü hikayeyi dinlemek, en duygusal filmi izlemek, en heyecanlı  maceraya şahit olmak gibiydi.

Birgün kulağıma bir sırrını gizlice fısıldadı: “biliyor musun, ben birgün bir kitap yazacağım ve herkes çok sevecek…”

Okumayı ve yazmayı televizyondan öğrenmişti.. ahh bir de bir tekerlekli sandalyesi olabilseydi…


Ankara, Yüksel Caddesi…

Kırlangıç’ın köşesi…

Ziya Ağbi’nin yaptığı tokaları satıyoruz…

Neco tanıştırdı bizi Entel Ferhat’la. Yüksel’i Ferhat açardı hergün…

Ne zaman gelsek o hep ordaydı. Kolej’de oturuyormuş. Muhabbeti acayip “kıyak” bir delikanlı. Deri eldivenler, amerikan saç, lee cooper yelek ve yeşil converse’ler..

Sokak tartışmalarının baş mimarları Neco ve Ferhat’tı o zamanlar. Neco inadına Troçkist hepimizi sözlü yazılı sınava çekerdi “materyalizme eğilme nedenleri” üzerinden. Ferhat’sa diliyle döverdi tüm caddeyi… Sakin, ağırbaşlı ama sevecen tavrıyla en delikanlı pervasızlara bile kök söktürürdü. Sözcükleri onun kadar seçmece tokat gibi kullanana şahit olunmamıştır. Neco’yu dize getiren yegane sokak kahramanıydı gözümüzde… ahh bir de şu tekerlekli olmasa…

 

Biz Telegami’’de satışçılarımızın ille de “prezentabl” olmalarını beklemiyoruz. Bizim için diploma da önemli değil üstelik…
Kimseye uzuuuunnn, adım adım çıkacakları kariyer basamakları da vadetmiyoruz…

Birşey olmak isteyenlerin değil, birşey yapmak isteyenlerin bir araya geldiği bir okul TELEGAMİ…
Beynindeki zincirleri kırmış olan, kendini normal hissetmeyen tüm Entel Ferhat’lara, üzüm gözlü Zeynep’lere açık kapımız…

Satışçı şirketin ağzı ya da ayakları değildir! Beyni ve kalbidir…

Bu ikisini kullanabilen ve üretmek isteyen herkesi okula bekliyoruz…

Posted by GURKAN PLATIN in 08:43:42 | Permalink | Comments Off

Monday, July 6, 2009

Yaratıcılık ve Sevgi….

“İşinize yaratıcılığınızı katmanız, öncelikle onu sevmenizden geçer…..  İşinize bilgi, sevgi, yaratıcılığınızı kattığınızda onu sevilir hale getirirsiniz. Bunları kattığınızda bile sevemiyorsanız, seveceğiniz bir iş mutlaka vardır. –ben ondan da zevk alamıyorum- diyorsanız köye gidip dana besleyebilirsiniz.

Fakat danaları öyle bir besleyin ki gökteki ve yerdeki herkes durup –Böyle bir adam niye dana besliyor ki?- desin……”

Ahmet Şerif İzgören, “Şu Hortumlu Dünyada Fil Yalnız Bir Hayvandır” kitabında, genel olarak yaşamdan nasıl daha fazla keyif alabileceğimizden, başarıya ulaşmak için aslında nasıl küçük detaylara dikkat etmemiz gerektiğinden bahsederken, iş yaşamımızla ilgili yukarıdaki cümleleri salık veriyor.

Peki işimizi nasıl severiz? 

Her şeyin başı ideallerimizden geçiyor. Dikkat ettiyseniz eğer hayallerimiz değil, ideallerimizden geçer dedim. Hayallerimizin sınırları yoktur çünkü ancak ideallerimiz bir plan gerektirir, belki hepsinin olmasa bile bazı hayallerimizi gerçekleştirebilecek sonuçlara ulaşmamızı sağlar.

Başlangıçta, eğer mevcut şartlarınızda değişerek gerçekleşmesi uzun zaman alacak idealleriniz varsa, önce mevcut gerçeklerinizi idealleriniz doğrultusunda şekillendirmeniz işinizi kolaylaştırabilir. Küçük değişimlerle adım atmayı öğrenerek zamanla adımlarınızı büyütebilirsiniz belki?

İşte başlangıçtaki bu küçük adımların içinde yapmakta olduğumuz iş de vardır. Eğer ideallerimizi gerçekleştirmek için çalıştığımız işimiz bizi hedefe yaklaştırmıyorsa, işimizi sevmemiz söz konusu olamaz. Dahası işimiz bizim için büyük bir azap halini alır. Devam etmesi halinde de hem kendimizi hem çevremizi mutsuz ederek belki ideallerimizi bile unutarak sıradan ve sıkıcı bir hayat yaşamaya başlarız. Ve daha da kötüsü, eğer sevmiyorsak, ne zadar çabalarsak çabalayalım asla istediğimiz başarıyı yakalayamayız. Neden mi? Çünkü sevmediğimiz bir işi yaparken gerçek potansiyelimizi ortaya koyamayız..

Daha kötüsü nedir biliyor musunuz? Biz insanlar hayata dair istediğimiz şeyleri daha kolay dile getirebilir ancak istemediğimiz şeyleri dile getirmez, hatta düşüncesini bile yüzleşmek yerine zihnimizden uzaklaştırırız.

Nasıl bir arabaya binmek istediğimiz, nasıl bir koltuk takımı almak istediğimiz, kariyerimizin ilerleyen dönemlerinde “ne olmak” istediğimiz, nasıl bir yönetici ile çalışmak istediğimiz ya da nasıl bir yönetici olmak istediğimiz sıklıkla tekrarladığımız, bu sorularla karşılaştığımızda hızlıca cevap verebildiğimiz konulardır. Ancak bu soruları tersinden sorduğumuzda aynı hızda cevap veremeyiz. Yeni çalışma arkadaşlarımızla yaptığım tanışma sohbetlerinde nasıl bir yönetici ile çalışmak “istemezdiniz”? sorusuna, “isterdiniz”le başlayan sorulardan çok daha geç cevap alıyorum örneğin. Ya da kendinizle ilgili planlarınızdan bahsetmenizi istediğimde hep ne olmak istediğiniz, ne olmasını istediğinizle ilgili cevaplar geliyor.. Pozitif gelişim için bu davranış çok doğru olmakla birlikte bizi mutsuz eden etmenleri de yok sayamayız.

Az önce yukarıda da bahsettiğim gibi, olumsuz düşünceleri zihnimizde barındırmak istemediğimiz, eğer mevcut durum, sözü edilen “istemediğimiz” duruma uygunsa, değiştirmeye cesaret edemediğimizden, maalesef bu cevapları düşünmüyoruz. Sonra da birbirimize sıklıkla: Çok yorgunum, dikkatim çok dağınık, kendimi işe veremiyorum, ve hepsinden önemlisi “mutsuzum” serzenişlerinde bulunuyoruz.

Eğer siz de nedenini bilmediğiniz bir huzursuzluk içindeyseniz, artık ne yapmanız gerektiğini biliyorsunuz:

Lütfen şimdi önünüze bir kağıt alın ve kağıdı ikiye ayırın. Bir bölümüne hayata dair istediklerinizi, bu hayallerinizi gerçekleştirmek üzere nasıl bir yol izlemeniz gerektiğini, çalışmaktan – yaşamaktan mutlu olduğunuz ortamın tasvirini, diğer bölümüne ise içinde bulunmaktan hoşlanmadığınız ortamları, işinizle ilgili neler yapmak istemediklerinizi, karşılaşmaktan mutsuz olduğunuz olayları / ortamları yazın. Daha sonra her iki listede de şu anki mevcut şartlarda sahip olduğunuz maddelerin yanına kırmızı kalem ile + işaretleyin.

Ve düşünün..

Sizin +’larınız hangi listenizde daha çok?  

Sevgiyle kalın;)
Nergis ALPARGU……

Posted by GURKAN PLATIN in 18:01:09 | Permalink | Comments Off

Tuesday, June 30, 2009

Cinsellik ve Reklam

Seks satar, çünkü dikkat çeker.

Evet, tüm yazının basit özeti ve sonucu bu diyebilirim. Filmin sonunu söyleyen insanları sevmediğinizi biliyorum ama bir filmi sadece sonu için seyretmediğinizi de biliyorum. Şimdi isterseniz biraz detaya girelim.

Tarihçe

Cinselliğin ve cinselliği çağrıştıran unsurların reklamlarda kullanılması oldukça eskilere dayanır. 1800‘lü yıllarda erkekleri cezbetmek için bazı reklamlarda kadın vücudu çizimleri kullanılmıştır. Birinci Dünya Savaşı ve İkinci Dünya Savaşı arasındaki dönemde biraz daha yaygınlaşan cinsel objeler daha çok fotogerçekçi olarak çizilen kadın figürlerinden (Pin-Ups) oluşmaktadır. İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki dönemde ise cinselliğin reklamlarda kullanılması hızla yaygınlaşmıştır. Özellikle bu dönemde yayın hayatına başlayan Playboy dergisi ve ardından gelen Hippi kültürü de cinselliğin kullanımının daha kabul edilebilir bir hal almasını sağlamıştır ve bu yaygınlaşmaya önayak olmuştur. 1980 ve sonrası dönemde cinselliğin reklamlarda kullanımında aşırılığa kaçılmamak kaydıyla nitelik ve niceliğinde belirgin bir artış olmuştur.

Yönler ve Yöntemler

Pazarlama bakış açısıyla bakıldığında cinselliğin biyolojik, duygusal, fiziksel ve ruhsal yönleri vardır ve bu yönler kullanılır. Biyolojik yön; hormonlar tarafından yönlendirilen üreme motivasyonudur. Duygusal ve fiziksel yön; bireyler arasındaki sevgi, güven ve koruma duyguları vasıtasıyla ortaya çıkan hoşlanma duygularını içerir. Ruhsal yön ise bireyler arasındaki bağları ifade eder.

Reklamlarda cinselliğin kullanım yöntemleri aşağıdaki başlıklar altında özetlenebilir :

Çıplaklık ve Giyim : Giyinme miktarı ve stilini ifade eder. Dar giysiler, iç çamaşırları, kısmi çıplaklık veya tam çıplaklık olarak örneklendirilebilir.

Cinsel Davranışlar : Kişisel veya karşılıklı cinsel davranışları ifade eder. Göz kontağı, vücut şekli, sarılma, öpüşme, izleme vb.

Fiziksel Çekicilik : Objenin genel fiziksel çekiciliğini ifade eder. Yüz güzelliği, ten, saç ve vücut güzelliği gibi. Ürünün kendisinin çekiciliği de bazen cinsel bir unsur olarak kullanılabilir. Spor bir arabanın yuvarlak hatları gibi.

Cinsel Anlam : Cinsel düşünceleri tetikleyen içerik, görsel ve kelimeleri ifade eder. Reklamın hitap ettiği hedef kitleye göre değişkenlik gösterebilir. Kamera efektleri, müzik, ışık ve benzeri yardımcılarla cinsel anlam içeren mesajlar verilebilir.

Gömülü Mesajlar : Bilinçaltı seviyede cinsel mesajlar veren içerikleri ifade eder. Seks kelimesinin veya cinsel organların gizli bir şekilde görsellerde kullanılması yoluyla bilinçaltına cinsel mesajlar gönderilir.

Sonuç

Peki cinselliğin kullanılması gerçekten işe yarar mı? Gerçi bu soruyu en başta “Evet” olarak cevaplamıştık ama yine de biraz daha bilgi vermekte fayda var. Kabaca yukarıda belirtilen yönler ve yöntemler dolayısıyla cinselliğin kullanılması birçok anlamda faydalıdır. Tabi sınırları bilmeniz ve bilinçli bir şekilde kullanmanız kaydıyla.

Bu konudaki en kapsamlı araştırmayı Gallup & Robinson araştırma şirketi yapmıştır. Cinsel mesajlar içeren reklamlar ile içermeyenler arasındaki dikkat çekicilik oranları karşılaştırıldığında 2 ila 4 katı gibi çok belirgin bir fark ile karşılaşılmıştır. Bu oranlar bir reklamveren için göz ardı edilmesi imkansız oranlardır. Çoğunlukla erkeklerin çekici bulacağı görseller kullanılmasına rağmen dikkat çekicilik oranları sadece erkekler için değil bayanlar için de oldukça benzerdir. Ayrıca bir ticari başarı hikayesi vermek istersek, Herbal Essence’in erotik denebilecek reklamları sayesinde sadece 7 yılda 0’dan 700 Milyon $’lık bir ciroya ulaşması oldukça dikkat çekicidir.

Bununla beraber cinsellik tüm kültürlerde hassas bir konudur ve aşılmaması gereken bazı çizgiler mutlaka vardır. Örneğin Calvin Klein cinselliği reklamlarında kullanmayı hemen hemen gelenek haline getirmiş bir markadır. Bundan dolayı da bazen bu çizgiyi zorladığı zamanlar olmuştur ve ciddi tepkiler çekmiştir. Cinsellik kullanımının ayarı iyi yapılmadığı takdirde ürünün önüne geçmesi oldukça olağandır. Reklamın şok değeri kullanılmalıdır ama tamamen cinsel bir mesaj verilmemeli, ürünle mesaj birlikte zihinlere yerleşmelidir.

Yazının ilk cümlesini tekrarlamak istiyorum.

Seks satar, çünkü dikkat çeker.

Ama reklamlarda cinsellik kullanımı bir ürün olsaydı ve bir kutuya koymuş olsaydık, kutunun üzerine “Lütfen dikkatli taşıyınız, kırılabilir…” yazarak sizi uyarmak isterdim.

Ateş Evren Aydınel

Posted by GURKAN PLATIN in 08:11:19 | Permalink | Comments Off

Wednesday, June 17, 2009

Hayır, Bildiğin Pazarlama Değil!!!

Satış ve Pazarlama Müdürümüz Ateş Evren’in kaleme aldığı bir makaleyi paylaşmaktan onur duyarım… Sürekli birbirine karıştırılan “pazarlama” ve “satış” kavramlarına mühendis kökenli bir satışcı ve pazarlamacı olarak hangi gözlüklerle bakıldığını anlatmış… Peki hangi “pazarlama”??

————————————————————

Pazarlama kelimesini hayatımızda belki de binlerce kez duymuşuzdur. Aslında konuyla ilgisi olmayanların daha çok satıcı olarak algıladıkları pazarlamacı kelimesini daha da çok duymuşuzdur. Hani şu verdikleri rahatsızlıklarla sizi bezdiren, kapıdan kovsanız bacadan giren pazarlamacılar.

Oysa bu terime aşina olan birçoğunuzun iyi bildiği gibi Pazarlama; en genel tanımıyla “Tüketicinin; bir başkasının ürününü, hizmetini veya yarattığı bir değeri; satın almaya, kullanmaya veya kabullenmeye yaklaştıran faaliyetler bütünüdür”. Gerektiğinde ürüne de müdahele eder, son adım olan satışı kolaylaştırmak için çalışır, güne değil geleceğe bakar.

Konuya az da olsa yakın olduğunuzu kabul ediyorum. Pazarlama üzerine hiç ders aldınız mı? İlgili bir kitap okudunuz veya özel bir eğitime katıldınız mı? O zaman pazarlamanın 4 P’si (Pazarlama Karması) diye bir kavram da mutlaka duymuşsunuzdur. Yani Product (Ürün), Price (Fiyat), Promotion (Tutundurma) ve Place (Yer). Tabi bunun zamanla 7, 8 hatta 10 P li değişik uyarlamaları da çıktı. Fazla derine inmeye gerek yok. Tüm bunlar pazarlamanın temel unsurlarıdır ve hemen her yerde bu başlıklar altında az ya da çok detaylı bilgiler edinir ve uygularsınız.

Eğer sattığınız ürün, hizmet veya değeri; tüketici olarak adlandırdığımız son kullanıcılara sunuyorsanız, pazarlamanın standart temelleri size oldukça yol gösterici olacaktır. Örneğin bir kozmetik firması, marketler zinciri, çocuk bezi, çikolata, beyaz eşya, araba üreticisi veya satıcısı, bir sigorta şirketi veya şarkıcı olabilirsiniz. Hedef kitleniz nihai tüketiciler olduğu müddetçe uygulayacağınız temel pazarlama yöntemleriyle harikalar yaratabilirsiniz.

İşte şimdi size muhtemelen yabancı olduğunuz bir kavramdan bahsedeceğim. Bildik pazarlama yöntemlerinin geçerliliğinin sorgulandığı ve birçok durumda tamamen rafa kaldırıldığı “Endüstriyel Pazarlama”.

B2B Pazarlama, Ticari Pazarlama, İş Pazarlaması olarak da duyabileceğiniz bu kavram, hedef kitlenizin ürün ya da hizmet üreten bir başka ticari kuruluş olduğu durumlarda geçerli olan pazarlama türünü ifade eder.

Endüstriyel Pazarlamanın konusu olan ürünler genel olarak üçe ayrılırlar;

1.      Hammade ve Yarı Mamuller (demir, pamuk, buğday, sebze, et, petrol, demir çubuk, kumaş, kablo, motor, bilgisayar parçaları vb.)

2.      Bina ve Demirbaşlar (Üretim ve operasyonları destekleyen yapılar, bilgisayar sistemleri, araç gereçler, forklift, mobilya vb.)

3.      Sarf Malzemeleri ve Hizmetler (kalem, kağıt, temizlik malzemeleri, yazıcı mürekkebi, temizlik, tamir ve danışmanlık hizmetleri vb.)

Endüstriyel ürün pazarlayan bir firma olduğunuzu düşünerek soruyorum. Klasik pazarlama yöntemlerini neredeyse mükemmelen uygulamanıza, konunun nadir bulunabilecek uzmanlarından birini pazarlama müdürü olarak işe almanıza veya büyük danışmanlık firmalarının birinden destek almanıza rağmen pazarlama planlarınızın, stratejilerinizin sonuç vermediği, satışlarınızın artmadığı durumlarla karşılaştınız mı?

Cevabını bildiğim bir soru sorduğumun farkındayım. Elbette ki karşılaştınız! Çünkü her ne kadar doğru yolda ilerlediğinizi düşünüyor olsanız da farkında olmadan yanlış pazarlama yöntemlerini uyguladınız. Şunu asla aklınızdan çıkarmayın. Sizin hedef kitleniz bir nihai tüketici yani kanlı canlı bir insan değildir. Satın alma kararını verirken şahsi çıkarları, istekleri ve ihtiyaçlarını düşünen bir varlık yoktur karşınızda. Bir endüstriyel ürün alıcısının davranışları; kurumun iç dinamikleriyle, yerel veya global ekonomik durumla, ticari hedeflerle ve benzeri birçok organizasyonel sınırla belirlenir. Klasik pazarlama yöntemlerinin böyle karmaşık bir yapı içeren bir müşteri için geçerli olmasını bekleyemezsiniz.

Endüstriyel pazarlamada alıcı satıcı ilişkileri çok daha değişken ve derindir. Kişisel satış çok daha ön plana çıkar ve ikili ilişkilerin büyük etkisi vardır. Dağıtım kanalları çok daha kısa bir yol takip eder hatta çoğu durumda direk alıcıya ulaşılır. Mantık veya duygusallıktan çok ürünlerdeki fonksiyonellik ve teknik kabiliyetler alım kararını etkiler. Web entegrasyonu çok daha ön plana çıkar. Fiyatlandırma stratejileri liste fiyatı mantığını kolay kolay kabul etmez. Fiyatlar daha çok teklif ve görüşmeler sonucu belirlenir.

Kim olduğunuzu, ne ürettiğinizi ve kimi hedeflediğinizi doğru gözle gördükten sonra hangi pazarlama stratejilerinin sizin için uygun olduğuna karar verebilirsiniz. Eğer doğru olan Endüstriyel Pazarlama stratejilerini izlemek ise, bildiğiniz Pazarlama’nın bildiğiniz kurallarını bir kenara bırakın ve pazarınıza bambaşka bir gözle bakın.


 

 

Ateş Evren Aydınel

Posted by GURKAN PLATIN in 19:40:04 | Permalink | Comments Off